Depresyon Nedir

Depresyon, pek çok psikolog tarafından, “psikolojik bozuklukların nezlesi” olarak tanımlanmıştır. Bunun sebebi, depresyonun çok sık görülen bir rahatsızlık olmasıdır. Hemen her insan, yaşamının bir döneminde depresif bir ruh hali yaşamıştır. Bu depresyonun şiddedi bazen hafif, bazen orta ve bazen de majör depresif bozukluk diyebileceğimiz çok şiddetli bir seyir izleyebilir. Hepimiz hayatımızın belli bir döneminde, bir yaşam kriziyle mücadele etmek zorunda kalmışızdır. Bir yakınını kaybettiği zaman her insan doğal bir yas sürecine girer. Bir ilişki sonlandığında, maddi anlamda bir kriz yaşadığımızda ya da beden sağlığımızla ilgili bir takım sorunlar boy gösterdiğinde, ruh halimiz mutlaka bu tür durumlardan etkilenecektir. Depresif ruh halindeki bir insan, normal günlük aktivitelerini bile neredeyse yerine getiremez. Depresyonun şiddetine bağlı olarak, artık yaşamına son verme düşüncesi ya da girişimi gibi, son derece tehlikeli bir sürece de sürükleyebilir. Bazı insanlar hayatları boyunca bir ya da birkaç kez klinik düzeyde bir depresyon yaşarlar. Bazı insanlar ise, depresyonu kronik bir biçimde hayatları boyunca yaşamaya devam ederler. Rakamsal olarak bakarsak, yetişkin bireylerin yaklaşık %16’sı yaşamlarının bir bölümünde şiddetli depresyon yaşamışlardır. Dünya sağlık örgütünün verilerine göre depresyon; kişilerin yaşam kalitesine verdiği olumsuz yük açısından, alt solunum yolu enfeksiyonları ve ishalli hastalıklardan sonra, üçüncü sıraya yerleşmiştir. Bu açıdan bakılırsa, depresyon, insanların yaşam kalitesi üzerinde çok ciddi anlamda yıkıcı bir rol oynamaktadır.

Depresyon Ne Sıklıkta Görülür?

Şiddetli depresyonun görülme sıklığı %5 civarındadır. Kadınlarda depresyonun yaşam boyu görülme riski %25, erkeklerde ise %10 civarındadır. Dolayısıyla kadınlar için depresyon çok ciddi bir risktir ve her dört kadından biri, yaşam boyu potansiyel depresyon riski taşımaktadır. Neredeyse bütün bilimsel araştırmalar, kadınların erkeklere göre neredeyse iki kat daha fazla depresyon riski taşıdığını göstermektedir. Ayrıca depresyonun tekrarlama riski de kadınlarda oransal olarak daha yüksektir. Daha önce depresyon geçirmiş kadınların %15’i, tekrar depresyona girme eğilimi göstermektedir. Depresyonun kadınlarda daha sık görülmesinin pek çok nedeni vardır. Her şeyden önce erkekler, duygularını kadınlardan farklı bir biçimde dile getirme eğilimi gösterirler. Hormonal sebepler de bunda çok belirleyicidir. Ayrıca kültürel anlamda kadına yüklenmiş olan roller de, depresyonun şiddetini etkileyen bir diğer faktördür. Gebelik, doğum yapma, cinsel ve fiziksel istismar gibi nedenler de elbette kadınların daha şiddetli ve uzun bir depresyon geçirmelerinin nedenleri olarak sayılabilir. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kadınlar neden erkeklere göre daha fazla depresyona girme potansiyeline sahip? Görüşlerinizi lütfen videonun yorum bölümünde benimle paylaşın…

Depresyonun Tetikleyicileri Nelerdir?

Kaygı bozuklukları, çocukluk döneminde ebeveyn kaybı, madde kullanımı, ekonomik bunalımlar, yaşamsal ve varoluşsal krizler, hayatın anlamını keşfedememe, ayrılık, boşanma, beyin kimyasında bozulmalar, hormonal yapı, tıbbi rahatsızlıklar, cinsel ya da fiziksel travmalar, melankolik karakter yapısı, işsizlik ve daha pek çok buna benzer faktör, depresyon için ciddi bir risk teşkil etmektedir. Çoğu psikolojik bozuklukta olduğu gibi, depresyonda da nedenleri tam ve kesin olarak söylemek mümkün değildir. Ama beynin kimyasal yapısı ile ve yaşamsal krizlerle ilgili sorunlar, genel olarak depresyonun ana nedenleri olarak kabul edilmektedir.

Klinik Depresyonun Belirtileri Nelerdir?

Klinik düzeyde bir depresyondan söz ettiğimizde, her şeyden önce çok dalgalı bir duygudurum akla gelir. Duygu durumumuz da, tıpkı hava durumu gibidir. Bazen güneşli, bazen yağmurlu, bazen de buz gibi… Klinik depresyonda ilgi, istek ve yaşamdan zevk alma gibi konularda ciddi bir sıkıntı yaşanır. Bu kişiler oldukça karamsar ve umutsuz bir ruh halindedir. Derin bir üzüntü ve sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bir yas süreci buna eşlik eder. Yaşamla ilgili, geçmiş, şimdi ve gelecekle ilgili daima karamsar bir ruh haline saplanıp kalırlar. Hayatları ile ilgili sorumlulukları üstlenmekten kaçar ve hiçbir şeyden keyif almazlar. Özel yaşamda, sosyal yaşamda, iş yaşamında, kişilerarası ilişkilerde, cinsel yaşamda ve genel anlamda hayatın tamamında hakim olan bir çökkün duygudurum hüküm sürer. Anksiyete, depresyonla birlikte daha da çok artabilir. Bu durum sanki sonsuza dek sürecekmiş gibi görünür. Majör depresif bozuklukta kişiler, çok basit günlük aktiviteleri bile yerine getirecek enerjiyi bulamayabilirler. Kafaları sürekli olarak, hayatlarındaki yolunda gitmeyen şeylerle meşguldür. Yaşam enerjileri düşüktür ve çoğunlukla bu çökkün duygu duruma, bedensel yakınmalar da eşlik eder. Benlik saygısında azalma ve nihayetinde yaşamına son verme düşüncesi ya da girişimi ise, majör depresyonun artık en uç semptomlarıdır. Depresyon sıklıkla geçmişe odaklı bir düşünce sürecini tetikler. Pişmanlık ve suçluluk duyguları, depresif tabloda sıklıkla görülür. Uyku problemleri, iştah soruları, kilo kaybı, dalgınlık ve unutkanlık gibi diğer belirtiler de sıklıkla görülür.

Depresyon Tekrarlar mı?

Depresyon yineleyici özelliği olan bir bozukluktur. Bazı insanlar, yaşamları boyunca döngüsel bir biçimde depresyona girerler. Eğer böyle bir döngü daha önce yaşandıysa, bundan sonra da depresyonun tekrarlama olasılığı yüksektir. Depresyon semptonlarının devam etmesi, daha önce kronik depresyon geçirmiş olmak, ailede depresyon geçmişinin olması, madde kullanımı ve son olarak da ilerleyen yaşlarda depresyona girmiş olmak gibi nedenler, depresyonun yineleme riskini artırır.

Çocuklar Depresyona Girer mi?

Çocuklarda da depresyon görülebilir. Eğer erken çocukluk döneminde depresyon tedavi edilmezse, ergenlik sonrasında da devam edebilir ve uzayabilir. Çocuklarda görülen depresyonla, yetişkinlerde görülen depresyon elbette birçok açıdan birbirinden ayrılabilir. Varoluşsal krizlere bağlı depresyon, daha çok yetişkinlerde görülür. Çocuklarda genellikle; arkadaş ve okul problemleri, aile üyelerini kaybetme korkusu, özgüven problemleri ve hastalıklardan ikincil kazançlar elde etme gibi durumlar görülür.

Uyku Problemleri ve Depresyon

Uyku problemleri, depresyonun en temel belirtilerinden biridir ve aynı zamanda uyku sorunları, depresyona da neden olabilir. Son dönem yapılan bilimsel çalışmalar, uzun süreli uykusuzluk halinin depresyona yol açabileceğini doğrulamaktadır. Depresyon tedavisinde, uyku düzeninin kontrol altına alınması bu nedenle çok önemlidir.

İlaçların Depresyonla İlişkisi

Kalp ve tansiyon ilaçları, çoğu ağrı kesici, antibiyotikler, hormonlar ve alkol depresyona sebep olabilir. Ayrıca madde ve ilaç yoksunluğu sendromu da depresyonu tetikleyebilir. Bu nedenle pekçok madde bağımlısı, tedavi gördüğü süre içerisinde depresif eğilimler sergileyebilir.

Tıbbi Hastalıklar ve Depresyon

Tümörler, kalp hastalıkları, solunum yolları hastalıkları, enfeksiyonlar, bedensel travmalar, metabolizma hastalıkları, uzun süreli yataklı tedavi, sindirim sistemi sorunları da depresyona neden olabilir.

Depresyon ve Bipolar Bozukluk

Depresyonu, Bipolar Bozukluktan ayıran en önemli kriter, Bipolar Bozuklukta görülen manik atak adı verilen taşkınlık nöbetleridir. Bipolar bozuklukta manik ve depresif dönemler vardır. Çoğu depresyon hastası, manik atak da geçirebilir. %10 gibi bir yaygınlıkla, depresyonun bipolar bozukluğa dönüşebildiği bildirilmiştir. Elbette ailede bipolar bozukluk öyküsünün olması da belirleyici bir faktördür.

Depresyon Tedavi Edilebilir mi?

Depresyon kesinlikle tedavi edilebilir. Terapide sağlam bir işbirliği gösteren bireyler, çok daha hızlı bir şekilde normal yaşama dönebilir. Depresyon, sağlam bir terapötik ilişki kurulması durumunda, çoğunlukla terapiye hızlı yanıt veren bir psikolojik bozukluktur. Özellikle Bilişsel-Davranışçı , davranışçı tedaviler, kişiler arası ilişkilere yönelen psikoterapiler depresyonda yarar sağlar. Hafif depresyonda psikoterapi öncelikli olarak seçilebilir.

Depresyon ve İntihar

Özellikle şiddetli depresyondaki bireyler, %50’ye varan oranda intihar düşüncesi taşıyabilir ya da bir girişimde bulunabilir. İntihar eden kişiler, çoğunlukla geçmişte de intihar girişiminde bulunmuşlardır. Yaş ilerledikçe, intihar olasılığı da artmaktadır. Orta yaş ve üzeri depresyon vakalarında, gençlere oranla iki kat daha fazla intihar olasılığı görülmektedir. Yaşlı bireylerde fiziksel ve düşünsel belirtiler çok daha sık görülür. Bedensel yakınmalar, yaş ilerledikçe daha çok artabileceğinden dolayı, yaşlı bireylerde depresyon daha şiddetli bir hal alabilir. Toplumda yaygın olan bir inanış, intihar düşüncesinden söz eden kişilerin intihar etmeyeceği yönündedir. Değil intihar girişimi, düşüncesi bile çok çok ciddiye alınmalı ve acilen profesyonel bir ruh sağlığı desteği sağlanmalıdır. Depresyondaki bireylerin %15’inde intihar girişimi görülmektedir ve ayrıca intihar vakalarının neredeyse dörtte üçü, depresif bir tabloya aittir.

Depresyon Hastaları Kliniğe Yatmalı mıdır?

Hafif ve orta şiddette depresyon hastaları için çoğunlukla yatış gerekmez. Ancak, intihar düşüncesi, planı ve girişimde bulunan, kendisine ve etrafına zarar veren ya da verme potansiyeline sahip olan, psikotik özellikler taşıyan, beslenmeyi reddeden bireyler için yatış yapılması gerekebilir.

Depresyon ile Yas Arasındaki Fark Nedir?

Yas sürecinde duygusal boşalım, kaygı, umutsuzluk, uyku ve beslenme sorunları ve depresyonun diğer semptonları görülebilir. Bir yas sürecinde tüm bu belirtiler çoğunlukla kendiliğinden ve zaman içerisinde yok olur. Herhangi bir profesyonel destek gerekmeyebilir. Klinik depresyonda kişide benlik saygısı azalır, suçluluk ve değersizlik gibi belirtiler görülür. Ancak normal bir yas sürecinde benlik saygısı genellikle zarar görmez. Bu kişiler kendini suçlama ve değersizlik gibi düşüncelere girmezler. Kısa süreli bir sarsıntıdır ve normal yas süreci yaşandıktan sonra çoğunlukla kişiler yaşamlarına kaldıkları yerden devam ederler.

Depresyon, Psikotik Bozukluğa Dönüşür mü?

Depresyon tek başına şizofreni ya da başka bir psikotik bozukluğa neden olmaz. Şizofreni ile depresyon arasında direk bir bağlantı yoktur. Depresyon, şizofrenide sıklıkla görülür ama depresyonun şiddetindeki artış şizofreniye değil, majör depresyona dönüşür. Eğer şizofreniye yatkınlık yoksa, depresyon ne kadar şiddetli olursa olsun, psikotik bozukluğa yol açmaz.

Depresyon Genetik Olarak Aktarılır mı?

Depresyon, genetik faktörlerden etkilenir. Ailede depresif bir öykü olan bireylerde, diğer kişilere göre depresyon görülme sıklığı 5 kata kadar artmaktadır. İkizlerde yapılan çalışmalar da, depresyonun genetik bir yönü olduğunu doğrulamaktadır. Fakat genetik faktörler yalnızca yatkınlık düzeyindedir. Depresyon genel olarak çevresel faktörlerden ve özellikle de stresten etkilenmektedir. Çevresel etkilerin çok yoğun olduğu durumlarda, bu stresi yönetmeyi başarmak, depresyonun şiddetini ve tekrarlanmasını azaltabilir.

 

Mustafa Çay

MSc. Klinik Psikoloji Bilim Uzmanı

 

Danışmak istediğiniz konularda 0545 419 67 87 ‘den iletişime geçebilirsiniz.